Geleneksel Arıcılık ve Modern Arıcılık

Yüzyıllardan beri yapılan arıcılık türüdür. Yurdumuzda ‘Karakovan’ tabir edilen kovanlarda yapılır. Bu kovanlar yöreden yöreye çok değişken özellikler gösterir. Tahtadan sandık gibi yapılan çeşitleri olduğu gibi, sepet şeklinde örülerek çamur ve hayvan dışkısıyla sıvananları da vardır.

Geleneksel sistemde herşey doğal olarak seyreder. Arı kolonileri arıcının denetimi altında değildir. Arıcının yapabileceği tek şey kovanları dış etkenlerden korumaktır. Bu sistemde arıları gerekli olduğunda beslemek, hastalıkları teşhis edip ilaçlama yapmak, kovan içi problemlere müdahale etmek, ana arıyı daha verimli bir ana arıyla değiştirmek gibi uygulamalar mümkün değildir. Bal verimi düşüktür ve ayrıca balhasadı da oldukça zordur.

Geleneksel sistemin tek avantajı üretimde yapay hiçbirşey olmayışı, petek ve balın tamamen doğal özelliklere sahip olmasıdır. Bu yüzden geleneksel yöntemlerle üretilen ballar pazarda, modern yöntemlerle üretilen ballara nazaran daha çok tercih edilirler.

MODERN ARICILIK

Modern arıcılık 1850′li yıllarda çerçeveli kovanların keşfedilmesiyle başlayan arıcılık türüdür. Modern sistemi geleneksel sistemden ayıran 3 tane temel özellik vardır. Çerçeve, hazır petek ve balı bu peteklerden sızdırmaya yarayan bal süzme makinesi.

Balarısı 1 kilo balmumu yapabilmek için yaklaşık 10 kilo bal ve çok yoğun bir emek harcar. Hazır petek arının işini çok kolaylaştırır. Arı çerçeveye takılmış hazır peteği kısa zamanda kabartır, ve petek gözlerine bal depolamaya başlar. Böylece arı çok zahmetli olan peteğin temelini oluşturma işleminden kurtulmuş olur ve zamanının büyük kısmını bal depolamaya harcar. Ayrıca balsüzme makinesinde balı boşaltılan petekler arılar tarafından tekrar tekrar kullanılabilir.

Yurtdışında plastik benzeri bir maddeden hücreleriyle birlikte hazır petek yapma çalışmaları sonuç vermiştir. Özellikle yabancı internet sitelerinde çok sayıda plastik hazır petek satış ilanları göze çarpmaktadır. Böylece modern çağın imkanlarıyla arılar petek gözlerini yapma zahmetinden de kurtarılmış görülmektedir.
Modern sistemin geleneksel sistemlere avantajlarını şöyle sıralayabiliriz:
1) Yapay petek kullanıldığı için arı performansını bal depolamaya harcar ve böylece bal üretimi çok daha fazla olur.
2) Bal hasadı çok kolaydır.
3) Kovanlar rahatlıkla açılıp problem ve hastalıklar tesbit edilebilir.
4) Irk ıslahı için anaarı değiştirilebilir.
5) Zayıf kovanlar rahatlıkla birleştirilebilir.
6) Oğul verdirmek veya verdirmemek arıcının kontrolündedir.
7) Suni oğullar almak mümkündür.
8) Arı kolonisi rahatlıkla başka bir kovana alınabilir.
9) Polen, arızehiri, arı sütü gibi diğer arı ürünleri rahatlıkla alınabilir.
10) Arıcılık alanındaki yeni gelişmeler ve yeni teknikler kolaylıkla uygulanabilir.
11) Balın kıt olduğu senelerde arıların kış ve ilkbaharda sönmelerinin önüne geçmek modern kovanlarda çok kolaydır. Sonbaharda vereceğimiz 3-5 kilo şeker şerbeti o koloninin kışı rahatlıkla geçirmesine yeter.

Modern sistemin tek dezavantajı, yapay petek imalatında kullanılan maddeler konusunda duyulan kuşkudur. Özellikle bu konuda standartların konulmadığı ve kontrollerin zayıf olduğu ülkemizde bu durum vatandaşlar arasında bir kuşkuya yol açmaktadır. Bu kuşkudan kurtulmanın yolu ise satınalınan yapay petekli balın ortasındaki yapay peteği yememektir.


Arıcılıgın tarihçesi

Arıcılığın tarihçesi insanların mağara hayatı yaşadığı on binlerce yıl öncesine kadar gitmektedir. M.Ö. 7000 yıllarına ait mağaralara çizilen resimler, çok eski tarihlere ait arı fosilleri ve benzeri tarihi buluntular bu görüşü doğrulamaktadır. İlk insanlar doğal olarak ağaç kovukları ve kaya oyuklarına yuvalanan oğulları öldürerek ballarından yararlanmışlardır.

Tarihi gelişim içinde taş devrinden itibaren; önce mantar ve ağaç kütükleri sonra da toprak ve kilden yapılmış kaplar kovan olarak kullanılmış ve zamanla bugün kullanılan kovanlar geliştirilmiştir. Gerçek arıcılık, insanların ağaç kovukları içinde yuvalanan arıları öldürmeden bir miktar bal almaları ve bir miktar balı da arılara bırakmaları ile başlamıştır. Arıların gen merkezlerinin Orta-Doğu ülkeleri olduğundan arıcılığın ortaya çıkması bu ülkelerde olmuştur. Bununla birlikte M.Ö. 1300 yıllarına ait olduğu sanılan ve Hititler devrinden kalma Boğazköy’deki taş yazıtlarda arılardan bahsedilmesi arıcılığın Anadolu’da da çok eski tarihlere dayandığını göstermektedir.

Son birkaç yüzyıl öncesine kadar çok uzun bir süre ilkel olarak yapılan arıcılık, bir çok bilimsel buluş ve gelişmelerin ışığında günümüz arıcılığına kadar gelişme süreci yaşamıştır. Günümüz arıcılığına gelinmesinde; 1787 yılında ana arının havada çiftleştiğinin tespiti, 1845 yılında arı üreme biyolojisinin izahı, 1851 yılında çerçeveli fenni kovanın keşfi, 1857 yılında temel petek kalıplarının bulunuşu, 1865 yılında bal süzme makinesinin icadı, 1882 yılında larva transfer yöntemiyle ana arı yetiştirme tekniğinin keşfi ve 1926 yılında ana arılarda yapay döllemenin bulunuşu gibi icatlar katkıda bulunmuştur.


Etlik Piliçlerin Beslemesi

Son yıllarda ülkemizde ve dünyada etlik piliç üretiminde önemli ilerlemeler sağlanmıştır Bu hızlı gelişmede, etlik piliçlerin kısa dönemde yetiştirilmeleri, yemden yararlanmalarının daha iyi olması ve kişilerin değişen tüketim alışkanlıkları etkili olmuştur Hayvansal yağların insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri de insanları daha az yağ içeren beyaz et tüketmeye zorlamaktadır Az bir alanda, az bir iş gücüne ihtiyaç duyan, özellikle dar gelirli ailelerin bütçesine önemli katkı sağlayan etlik piliç üretim faaliyeti nasıl yapılmaktadır

Etlik Piliçlerin Özellikleri
Etlik piliçlerin canlı ağırlık artış hızları ve yemi ete dönüştürme oranları diğer hayvanlara göre daha yüksektir Bu özelliklerinden dolayı onlara yüksek enerji ve yüksek protein içeren yemlerden yiyebildikleri kadar verilmesi gerekmektedir Irk ve pazar durumuna bağlı olarak etlik piliçler 35 ile 42 günler arasında kesim yaşına ulaşmaktadırlar Cornish ırkı etlik piliçler 900-1000 gram canlı ağırlığa ulaşınca kesilebildikleri halde, ülkemizde, erkek ve dişi karışık şekilde yetiştirilen piliçler, 1800 gram ve üzerindeki canlı ağırlıklara ulaştıklarında kesilmektedir Yaş ilerledikçe yemden yararlanma kötüleşir Bu nedenle kesim yaşı için 45 günden daha sonrasının ekonomik olmayacağı göz önünde bulundurulmalıdır Etlik piliçlerin erkek olanlarının yemden yararlanmaları dişilere nazaran daha iyidir Bu nedenle ekonomik bakımdan erkek piliçlerin yetiştiriciliği tercih edilmektedir Bunun için yumurtadan çıkan civcivlerde cinsiyet ayrımı yapılmaktadır

Kümes ve Barındırma
Kümesler, ana yollardan en az 200 metre içerde, hakim rüzgar durumu dikkate alınarak inşa edilmelidir Etlik piliçler ağır kanatlılar olması nedeniyle kafes sisteminden ziyade yer sisteminde barındırılırlar Yer sisteminde yetiştiricilikte, odun talaşı ve buna benzer maddeler, mevsime bağlı olarak 5-10 cm kalınlığında altlık olarak kümesin tabanına serilir İdeal bir kümes, 9-12 m genişlikte ve 3 m yükseklikte olmalıdır Uzunluk isteğe bağlı olarak değişir

Kümes Yoğunluğu
Irk, cinsiyet, iklim ve canlı ağırlığa bağlı olarak metre kareye konulacak hayvan sayısı değişik olmaktadır Başlangıç döneminde metre kareye 40-50 adet civciv konulur Erginlik dönemlerinde metre kareye 25 kg ağırlık, aşırı sıcakların hüküm sürdüğü zamanlarda ise metre kareye 20 kg ağırlık düşecek şekilde hesaplanma yapılmalıdır Metre kareye konulabilecek maksimum piliç adedi 34 kadardır

Havalandırma
Performans üzerine etkili olan en önemli unsurlardan biri de kümesteki havalandırmadır Havalandırma doğal ve yapay olmak üzere iki şekilde yapılmaktadır Doğal havalandırmada bacaların çapı 40-60 cm olmalıdır Piliçlerde minimum havalandırma, 15 m3/kg canlı ağırlık/saat olacak şeklide ayarlanmalıdır Yapay havalandırmada ise beher saat için dışarı atılması gereken her m3 hava için 25 cm2 giriş alanına ihtiyaç vardır
Kümeste toz, amonyak, Karbondioksit, amonyak, hidrojen sülfür gibi zararlı gazlar ve yüksek oranda su buharı bulunmamalıdır İzolasyonu olan kümeslerde minimum havalandırma, 7-9 m3/kg/saat, izolasyonsuz kümeslerde ise 15 m3/kg/saat olacak şekilde ayarlanmalıdır

Aydınlatma
Etlik piliçlerin yem tüketebilmesi, hormonal ve metabolik faaliyetlerini sürdürebilmesi için aydınlatma gereklidir Aydınlatmada ışığın şiddeti, rengi ve süresi önemlidir
Işık şiddeti ilk iki hafta 4 watt/m2, daha sonraki haftalar 2 watt/m2 olacak şekilde ayarlanmalıdır Işıklandırma lambaları eşit aralıklarla ve yerden en az 2 metre yüksekliğinde yerleştirilmelidir 100 wattlık ve daha büyük ampul kullanılmamalıdır Civcivler kümese geldiğinde ilk iki gün 24 saat süreyle aydınlatma yapılır İkinci günden itibaren kesim yapılıncaya kadar yapay ve doğal aydınlatma süresi günlük 23 saat olmalıdır

Yem İhtiyacı
Toplam maliyetin yüzde 65-70 kadarını yem oluşturur Yemin kalitesi büyüme hızı ve et verimini belirler Her haftaya ait yemler ile besleme yapılabileceği gibi, yaygın olarak üç aşamalı besleme uygulanmaktadır Civciv dönemindeki yem tüketimi toplam 750 gramı aşmamalıdır

Etlik Civciv 1 Dönem Yemi: Bu dönem 0-10günleri kapsar Bu yemin Ham Proteini yüzde 24 ve Metabolik Enerjisi 3200 kcal arasında olmalıdır Etlik Civciv II Dönem Yemi: Bu dönem 11-21günleri kapsar Bu yemin Ham Proteini yüzde 23 ve Metabolik Enerjisi 3200 kcal arasında değişmektedir

Etlik Piliç Yemi: 22 günlük yaştan kesime bir hafta kalana kadarki dönemi kapsar Bu dönemdeki yemin Ham Proteini yüzde 20-21 ve Metabolik Enerjisi 3100-3200 kcal arasında olmalıdır

Etlik Piliç Bitirme Yemi (Kesim Öncesi): Kesime son bir hafta kalan dönemde piliçlere yedirilen yemdir Ham Proteini yüzde 18-19, Metabolik Enerjisi 3100-3200 kcal arasındadır Bu yeme antikoksidiyal katılmamış olmalıdır Yemden Yararlanma Oranı: Günlük ve kümülatif olarak faklı şekillerde tanımlanabilir Etlik piliçlerin belirli bir zaman diliminde tüketmiş oldukları yem miktarının (kg) aynı zaman dilimindeki canlı ağırlık artışlarına (kg) oranıdır Yemden yararlanma oranı, ilk haftada 094 iken, 5 haftada 170, 6 haftada 186 ve 7 haftada 202’ye kadar gerilemektedir Yaşın ilerlemesine paralel bir şekilde yemden yararlanma da kötüleşme olmaktadır

Hastalıklar ve Hastalıktan Korunma
Etlik piliçler hastalıklara karşı oldukça hassas hayvanlardır Başta solunum problemleri olmak üzere koksidiyosis, salmonellosis, kolibasillosis ve buna benzer bir çok hastalık etlik piliçlerde önemli ekonomik kayıplara yol açar Bu nedenle hijyen ve sağlık koşullarına gereken önem verilmelidir Aşılar zamanında ve noksansız olarak yapılmalıdır Yemlere koksidiyosisi (kanlı ishal) önleyici antikoksidiyaller mutlaka katılmalıdır Aksi halde yapılan emekler heba olup gider Ayrıca 7-8 günlerde içme sularından Newcastle B1, 14-21 günler gumboro, 28-30 günler Newcastle lasota aşıları mutlaka yapılmalıdır

Kümeslere girişlerde, çıkışlarda ve kümes içerisinde hijyene son derece dikkat edilmelidir Kümes girişinde mutlaka antiseptikli maddeler bulundurulmalı, el ve ayaklar bu maddelerle muamele edildikten sonra içeri girilmelidir Kanatlı hayvan üretiminde tedaviden ziyade, hastalıklara karşı önceden önlem almak daha doğru bir davranıştır Gerekli vitaminler, mineraller yeterli ve dengeli olarak verilmediği takdirde ayak ve bacak problemleri meydana gelir, verim düşer, Ölümler görülebilir Etlik piliç besiciliği diğer hayvanlara göre daha çok dikkat gerektirmektedir


KOYUN VE KEÇİLERDE ÖNEMLİ HASTALIKLAR (VİRAL)

Canlının olduğu yerde, ona musallat olan hastalık yapan etkenler her zaman vardır. Ancak bu etkenleri etkisiz hale getiren etkenlerde her zaman olmuştur.

Diğer hayvan türlerinde olduğu gibi, koyunculukta da hastalıklardan koruma, hastalandıktan sonra tedavi etmekten önce gelir.

Koyun ve keçilerde hastalıklar; verim düşürücü, öldürücü, insanlara bulaşıp büyük zararlara neden olucu etkileriyle önemli sorunlar yaratırlar.

Sonra, öyle hastalıklar vardır ki, hastalandıktan sonra tedavisi zor veya imkansızdır. Koyunlar sürü hayvanı olduğu ve genellikle yüzlerce, hatta binlercesi bir arada bulunduğu için, hastalandıklarında büyük ekonomik kayıplara neden olurlar.

Bu bölümde çiçek, şarbon veba gibi koyun ve keçilerin önemli salgın hastalıklarını inceleyeceğiz.

ÇİÇEK HASTALIĞI

Koyun ve keçilerde yüksek ateş ve kılsız deri bölgelerinde kabarcıklar oluşturan bulaşıcı bir hastalıktır.

Hastalık nasıl bulaşır ?

Hasta hayvanların çiçek yaralarından düşen parçalar ve öksürükle saçılan hastalık etkeni yemlikleri, eşyaları ve çevreyi bulaştırır. Yakın temasla ya da bulaşık malzemelerle temasla hastalık sağlam hayvanlara kolayca bulaşır.

Hastalığın belirtileri nelerdir ?

Yüksek ateş, titreme, burun akıntısı, solunumun artması görülen ilk belirtilerdir. Göz kapakları şişer, baş, kuyruk altı, karın ve bacak içlerinde kırmızı yuvarlak lekeler oluşur. Daha sonra bu lekeler kabarır, sertleşir, ve içinde sıvı toplanır ve sararıp kabuklaşır. Yetiştiriciler arasında buna kara çiçek denir. Kabuklar yaklaşık bir hafta içinde düşer, yerlerinde açık renkli iyileşme dokuları kalır. Gebe hayvanlar yavru atar. Kuzu ve oğlaklarda hastalık daha şiddetli seyreder.

Bakımı iyi olmayan sürülerde, kalabalık ağıllarda, saf ırklarda, genç hayvanlarda ölüm oranı yüksektir. Hastalık 3 hafta sürer. İyi bakılan sürülerde ölüm oranı % 5, kuzularda ve saf ırklarda % 50′ye varır.

Nasıl tedavi edilir ?

Hasta hayvanların tedavisi mümkün değildir. Hastalıktan şüphe edildiğinde hasta ve sağlam hayvanlar ayrı yerlere alınarak hemen Veteriner Hekime haber verilir.

Hastalık çıkışı nasıl engellenir ?

Sürüye yeni hayvan katılacağı zaman hayvan dikkatle muayene edilmelidir. Koç katımından önce sürüye çiçek aşısı yaptırılmalıdır. Gebe hayvanlara aşı uygulanmaz. Ancak hiç bir zaman hastalığın görüldüğü sürüye aşı uygulanmaz. İhbarı mecburi bir hastalıktır. Aşı yapıldıktan 21 gün sonra bağışıklık başlar ve 8 ay sürer. Sürüde hastalık başlayınca, hastalar hemen ayrılarak bulaşma önlenmelidir.

Çiçekli hayvanlar kesilmemeli, etleri yenmemelidir. Deri ve yünleri dezenfekte edildikten sonra kullanılmalıdır.

KOYUN – KEÇİ VEBASI

Koyun ve keçilerde yüksek oranda ölümlere neden olan bulaşıcı bir hastalıktır. Kuzu ve oğlaklar yetişkin hayvanlara göre hastalığa daha hassastır.
Hastalık nasıl bulaşır?

Hasta koyun ve keçilerin gözyaşı, burun akıntısı, öksürükle saçılan damlacıkları, salya ve gaitaları (dışkı) ile bulaşır. Fakat hastalığın ilk defa görülmesinin en önemli sebebi sürüye hasta hayvan alınmasıdır.

Hastalığın belirtileri nelerdir?
Hasta hayvanlarda yüksek ateş, iştahsızlık, gözlerde kızarıklık, gözyaşı ve burun akıntısı, ağızda kepek serpilmiş bir görünüm ve diş etlerinde, dudakların iç yüzünde, dil ve damaklarda yaralar, ağızda salya akıntısı öksürük ve ishal görülür. Yetişkin hayvanlar hastalığı daha hafif geçirebilirler. Kuzu ve oğlaklarda ise yukarıda bildirilen belirtiler görülmeden ani ölümler görülebilir. Hastalığın kesin teşhisi laboratuvarda yapılır.

Nasıl tedavi edilir ?
Hasta hayvanlar tedavi edilmez. Hayvanlarda hastalık belirtileri görüldüğünde hemen veteriner hekime haber verilir, hasta ve sağlam hayvanlar ayrı yerlere alınır. Ölen ya da öldürülen hayvanlar derin çukurlara gerekli tedbirler alınarak gömülür.
Hastalık çıkışı nasıl engellenir?
Nereden geldiği bilinmeyen ve sağlık raporu olmayan hayvanlar alınmamalıdır. Hastalığın bulaşma riski olan sağlam hayvanlara mücadele programları doğrultusunda aşı uygulanır. İhbarı mecburi bir hastalıktır.

ŞARBON
(Dalak, Kara çıban, Kabarcık, Kasap çıbanı)
İnsanlara da bulaşan önemli hastalıktır. Evcil hayvanların hepsinde görülebilir.

Sıcak, rutubetli ve bataklık bölgelerde daha fazla görülür. Açlık, yorgunluk, aşırı sıcak ve soğuk, kötü bakım ve beslenme, şap hastalığı, iç parazitler, hastalığın çıkmasına ve yayılmasına yardımcı olur.

Mikrop; toprakta, sularda ve merada 50 – 60 yıl yaşayabilir. Şarbondan ölen hayvanın parçalanması ile mikrop bulaşan yağmur ve sel suları, hastalığı çok uzaklara taşır. Onun için, ölen hayvan asla açılmadan, iki metre derine gömülmelidir.

Resim 69: Hastalık bulunan mera tehlikelidir.

Hastalık Nasıl Bulaşır?
Hasta hayvan, ölmeden 1-2 gün önce mikrop çıkarmaya başlar. Sütü mikropludur, dışkısı mikropludur, idrarı mikropludur. Ölenlerin ağzından, burnundan gelen kanlarla da mikrop çıkar. Bu mikroplar havaya, suya, ahırdaki malzemelere bulaşır. Oradan diğer hayvanlara.

Kan emici sineklerde şarbon mikrobunun taşınıp, yayılmasında önemli rol oynarlar.

Hastalığın Belirtileri Nelerdir?

Şarbonlu Hayvanı Şöyle Tanırız:
Hayvan halsizdir. Sendeler, ayakta duramaz, titrer. Kasılmalar gösterir. Ateşi yükselmiştir. Nefes almada zorluk çeker. Kabızlık ve sonra kanlı ishal görülür. İdrarı kanlıdır, koyu kırmızı renktedir. Boğaz altında, vücutta şişkinlikler oluşur. Hayvan birden bire düşüp ölür.
Koyunlar, halsizleşip, titreyip, nefes almada zorlanıp, kan işeyerek pat diye ölüveriyorlarsa, işte şarbon!

Ölenler: Hayvanlar katılaşmaz. Yani ölüm sertliği oluşmaz veya az oluşur.

Kan koyu renktedir, pıhtılaşmaz. Dalak 4-5 misli büyümüştür. Karaciğer ve böbrekler şişmiştir. Bağırsaklar parlak kırmızı renkli kanlı bir sıvı ile doludur.
Hasta hayvanların durumunu söyledik. Ölenlerde neler olduğunu anlattık. Bunlara ek olarak, veteriner hekim, laboratuvarda muayeneler de yapar, şarbonu kesinlikle teşhis eder.

Nasıl Tedavi Edilir?

Hastalık çok çabuk geliştiği için, tedavisi zordur. Antibiyotiklerle ve serum ile tedavi yapılabilir. Ancak bu çok pahalı bir metottur.

HASTALIK ÇIKIŞI NASIL ENGELLENİR?

Hastalıkla uğraşmaktansa, hastalığı kapıya uğratmamak daha doğrudur. Bu da aşı ile olur. İki aylıktan büyük hayvanlara ilkbaharda aşı yapılmalıdır. Yakınlarda bir yerde hastalık çıktığı duyulursa, hemen aşı yapılmalıdır. Aşılamadan 2 hafta sonra hayvanlar bağışıklık kazanır.

Hastalığın çıkışı meradan ise, hayvanlar meraya çıkarılmaz. Şüpheli otlar, samanlar yakılır, yok edilir. Ölen hayvanlar, 2 metre derine, üzerine sönmüş kireç dökülüp gömülür.

Hastalık ağılda çıkmış ise, sağlam hayvanlar ayrılarak aşılanır.

Hastalık şüphesi bile olsa, hemen Veteriner Hekime haber verilmelidir.

Şarbon insanlara da geçer. Deride, sinir sisteminde veya akciğerlerde yerleşir. Akciğer şarbonu insanı öldürebilir. Şarbondan insanları da korumalıyız.
Her kulîlk bi bêhna xwe, her çand bi zimanê xwe xweş e!
ASÎMÎLASYON, BIŞAVTIN Û HELANDINA KESAYETIYA MIROVAN E!
ZIMANÊ XWE HÎN BIBE Û HÎN BIKE!

Alıntı ile Cevapla
——————————————————————————–
13-05-2008 #2 ZaLo
Süper Vip Üye

——————————————————————————–
Üyelik tarihi 29-03-08
Bulunduğu yer zerdüştün ülkesinden
Mesajlar 1.876
Teşekkür 0
Aldığı Teşekkür 0
Teşekkür Konu sayısı 0 Tecrübe Puanı 4 emeğine sağlık Kovalamaktan ve aramaktan yorulduğumdan beri bulmayı öğrendim.
ZERDÜŞT
Ama şimdi ise ne yazıkki yaşlandım
ZALOĞLU Alıntı ile Cevapla
——————————————————————————–
13-05-2008 #3 NaZ
Bayan Süper Vip Üye

——————————————————————————–
Üyelik tarihi 17-04-08
Yaş 22
Mesajlar 2.582
Teşekkür 0
Thanked 4 Times in 1 Post Tecrübe Puanı 5 emeğine sağlık. Alıntı ile Cevapla
——————————————————————————–
14-05-2008 #4 SheRvaN
Süper Vip Üye

——————————————————————————–
Üyelik tarihi 01-12-07
Bulunduğu yer colemerg
Yaş 27
Mesajlar 14.882
Teşekkür 0
Aldığı Teşekkür 2
Teşekkür Konu sayısı 2 Tecrübe Puanı 17 yorumunuza sağlık heval…spas Her kulîlk bi bêhna xwe, her çand bi zimanê xwe xweş e!
ASÎMÎLASYON, BIŞAVTIN Û HELANDINA KESAYETIYA MIROVAN E!
ZIMANÊ XWE HÎN BIBE Û HÎN BIKE!

Alıntı ile Cevapla
——————————————————————————–
08-06-2008 #5 Shiyar
CiziRa___BotAN

——————————————————————————–
Üyelik tarihi 12-12-07
Bulunduğu yer CiziRa___BotAN
Mesajlar 4.905
Teşekkür 0
Aldığı Teşekkür 0
Teşekkür Konu sayısı 0 Tecrübe Puanı 7 emegıne saglık keke

KorkTukca TutSak,umit Ettikce OzGurSun…

“Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir, soluğunuz kesilir ama ufkunuz genişler.”
Alıntı ile Cevapla